Düşünce
19 yazı
Bir insan bugün herhangi bir dine mensup olabilir ama dindarlığını yine de Tevrat'a benzer bir bilinçle yaşayabilir. Başka biri dinini İncil'e benzer bir bilinçle yaşayabilir.
Muhalefet iktidara gelemiyor çünkü ikna edemiyor. İkna edemiyor çünkü çözüm dili kuramıyor. Bugünün krizleri konu konu çözülmez.
Bir puzzle düşünün. Her tercih bir resmi değiştiriyor. Ve her seferinde yeniden kurulan resim yine anlamlı bir resimi ifade ediyor. Buna cüz'î irade deniliyor.
Dönen her varlıkta merkezden uzaklaştıkça hız artar. Tam merkezde, tüm hareketin ekseninde duran, kendisi sükûnet içinde olan bir nokta vardır. Hakikat, o merkezdeki sükûnettedir.
Toplumun 'normal' tanımlarının dışında kalan, sıradışı derinlikleriyle var olan bazı ruhlar çoğu zaman anlaşılmadıkları için 'deli' damgasıyla ötelenir.
Toplumu yıllardır etkisi altına alan lider figürü, bir bireyden çok daha fazlasıdır. Bir kader ortaklığı, bir yükseliş hikâyesi, bir meşruiyet arayışıdır.
Hayat kimseye ayrıcalık tanımaz, sadece olduğu gibi akar. Bizler doğumumuzdan ölümümüze kadar bu akışa yalnızca eşlik ederiz, tüm bu çağlayan içinde sadece birer teğetiz.
Yere düşen bir üzüm tanesi gibi hiçbir canlıya besin olamadan, toprağa karışıp yeni bir yaşama kapı aralayamadan yitip gidebiliriz. Varlığımızın bir döngüye katılamadan sona ermesi kader mi olur, yoksa yalnızca bir rastlantı mı?
İnsanlık tarihi boyunca 'Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilir?' sorusu hep sorulagelmiştir. Bireysel kötülük genellikle bir 'canavarın' portresiyle açıklanmaya çalışılırken, asıl tehlike organize kötülükte yatar.
Bazıları her şeye gücü yettiğini sanır. Sesi bastırınca gerçeği susturduğunu zanneder. Oysa gerçek güç korkutmadan da dinlenebilmekte saklıdır.
Böyle anlarda kendimi aynalarla dolu bir odada hissediyorum. Her aynada farklı bir ben beliriyor. Bazen kadın, bazen erkek. Kimi genç, kimi yaşlı.
İlk başta isyan edersin. 'Bu kadar da olmaz' dersin. Sonra alışmaya başlarsın. Sen içinden 'bu adil değil' diyebiliyorsan, henüz yenilmedin.
Muktedir olanın iktidar sarhoşluğu bir başkadır. Yine de gücü elinde tutan herkesin kaçamayacağı bir şey vardır. Ölüm.
Acı çekmek, zorlanmak, sarsılmak iman eksikliği değildir. Acı çekmemek değil, acı çekerken doğru tutumu korumak vurgulanır.
'Ya yanlış yoldaysam?' korkusu aslında hayattaki en dürüst sorulardan biridir. İnsan kendini yalnızca doğruda değil, sapakta, hatta kaybolurken de bulur.
Her çaba bir karşılık bulmaz, her yara bizi hakikatin sırrına erdirmez. Çekilen acılar bunu hak ettiğimizin ya da seçilmiş biri olduğumuzun işareti değildir.
'Uzaklara bak. Yeşile bak. Gözlerin dinlensin.' dedi doktorum. Çünkü doğa acele etmez, doğa tartışmaz, doğa plan yapmaz.
Bazen insan, kendi aklı ve kalbi yetersizmiş gibi hisseder. Aklın ışığı bazen kalbi tam aydınlatamayabilir ama doğru sorular içteki rehber sesi yeniden duyulur hâle getirebilir.
Yazılım
4 yazı
Bir yazılım mühendisi olarak güçlü ve yaygın bir örgütlenme zemini varsa ben artık pasif bir destekçi değil dijital siyasal alanın görünmeyen mühendislerinden biri olurdum.
Yazılım zihniyeti norm üretmez ama norm dışının saklanmasını zorlaştırır çünkü artık mesele niyet değil iz bırakmaktır.
Hayat kadar kompleks bir sistemde, tıpkı yazılım geliştirirken olduğu gibi yazdığımız kodlar kadar yazmadıklarımızın, yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızın, söylediklerimiz kadar sustuklarımızın da ne kadar etkili olduğunu tecrübe ederiz.
Her iki alanda da daha önce var olmayan bir dünya yaratılıyor, birinde kodlarla, diğerinde ise kelimelerle.
Edebiyat
2 yazı
Derin düşüncelerimi yazıya dökerken mevcut kelimelerden kumaşlar biçmek ve onlara uygun elbiseler tasarlamak benim için edebiyatın en güzel yanı.
Yazarak var olmak, kreatif dünyada kaybolmayı seven ve bu kayboluştan kendini gerçekleştirerek çıkabilen bir ruh için tutkuyla bağlandığı bir yol arkadaşlığı demektir.