Yeni bir hikâyeye ihtiyaç var
Toplumu yıllardır etkisi altına alan lider figürü, sadece bir siyasi değil aynı zamanda bir aidiyetin, bir travmanın ve bir direnişin sembolüdür. Bu figür, halkın önemli bir kesimi için bir bireyden çok daha fazlasıdır. Bir kader ortaklığı, bir yükseliş hikâyesi, bir meşruiyet arayışıdır.
Onunla birlikte kendini ezilmişlerden yukarı çıkan biri gibi hisseden milyonlar bu bağ üzerinden bir sadakat geliştirir. Bu nedenle karşısına çıkmak, yalnızca bir projeyle değil, çok daha derin bir hikâyeyle mümkün olabilir.
Ancak karşısına çıkanlar hâlâ bunun bir “otoriterlik” meselesinden ibaret olduğunu sanıyor. Oysa bu, duygusal, kültürel ve kimliksel bağların bir sonucudur. Parçalı yapılar, liderlik krizleri ve halkla kurulamayan inandırıcı ilişki, sadece seçimi değil umudu da kaybettiriyor.
Yeni bir hikâyeye ihtiyaç var. Daha önce yazılan hikâye, mağduriyetle başlayıp zaferle sonuçlanan, halktan bir figürü merkeze alan, dış tehdit algısıyla güçlenen bir direniş anlatısıydı. Bugün buna karşı çıkacak olanların, “neden” yola çıktığını, “kiminle” gideceğini ve “nereye” ulaşmak istediğini çok daha açık ve sahici biçimde anlatması gerekiyor.
Bu bağ kurulmadan ne dönüşüm başlar, ne umut büyür. İnsanları “kandırılmış” gibi göstermek yerine, “aynı yolda yürümüş ama farklı düşmüş” bir topluluk olarak görmek, dışlamak değil, anlamaya çalışmak, ötekileştirmek yerine empati kurmak gerekiyor.
Kurtarıcı arayışı yerine, kurucu irade. Kapsayıcı, yerel-demokratik yapıları önceleyen, katılımcı modellerle desteklenmiş bir hareket. Çünkü gerçek dönüşüm, önce inananları kaybetmeden başlar.
Bu toplumun yarını, tek bir figürün gölgesinde değil, kurucu iradesini eline alan çoğunluğun cesaretinde yazılacak.